6 Eylül 2016 Salı

CABARET VOLTAIRE

İlk dönem endüstriyel müziğin ve elektronik dans müziğinin önemli gruplarından Cabaret Voltaire 1973 yılında İlgiltere’nin Sheffield kentinde Chris Watson, Stephen Mallinder ve Richard H. Kirk tarafından kurulur. İsimlerini, ironi ve alaycılık ile 1. Dünya savaşına karşı negatif tutumlarını ifade eden ve mevcut sanat normlarına ve teamüllerine olan karşıtlıklarını gösteren 20. yy.’daki Dada sanatçılarından ödünç alırlar ve onlara benzer bir yol izleyerek günlük hayattaki ve sanattaki  var olan değerleri alaşağı etmek amacıyla şok taktikleri adı verilen radikal olarak etkili teknikleri kullanırlar. Holger Czukay ve Brian Eno’nun teyp tekniklerinden etkilenerek o zamanların geleneksel pop müziğinin sınırlamalarının dışında kalabilmek için büyük bir çaba saf ederler. Erken dönemlerinde dada etkileşimli performans sanatı ile ilişkili olmalarına rağmen grup zamanla pop ve dans müziği, techno, dub house ile deneysel elektronik müziği harmanlayan en önemli gruplardan biri haline gelir.

1974 ila 1978 yılları arasında yaptıkları ilk çalışmaları 1980 yılında Industrial Records tarafından toplama bir kaset formatında, daha sonra ‘Methodology’ adıyla MUTE Records tarafından 2002 yılında üçlü bir CD olarak basılmıştır. Bu dönemdeki çalışmaları drum machine ile üretilen düz ritmler ya da elektronik olarak işlenmiş çekiç sesleri üzerine gürültü materyalinin anti-müzikal manipülasyonundan oluşan ses kolajları ve ‘asetik’ vokaller içeren karışık olmayan düzenlemelerdir.  


Sonrasında grup performans sanatına yönelir. Primitif ve provokatif olarak distortionlı ses boyutuna şok edici görsellerin, belgesellerin (örn. Adolf Hitler’in konuşmaları, J.F. Kennedy’nin vurulması, agresif polis müdahaleleri) ve pornografik filmlerden parçaların eşlik ettiği enteresan canlı gösterileri ile  kötü bir şöhrete sahip olurlar. Hatta bir sahne şovlarında seyircilerden birinin attığı cisim nedeniyle Mallinder’in omurgası kırılır ve hastaneye kaldırılır. Ne var ki punk rock sahnesinin gelmesiyle onları daha iyi karşılayan bir dinleyici ile buluşurlar ve Sheffield'dan yerli bir punk müzik fanzininde yer alırlar.


Grup 1978’te Rough Trade ile çalışmaya başlar. En önemli yapıtları 1979’da basılan ‘Mix-up’, kroutrock gruplarının trance-vari çalışmalarından, punk-rock primitivizmine ve çağdaş avantgard müziğin gürültü ses konseptlerinden beslenen orijinal kompozisyonlardı ve hem  stüdyo hem de  canlı parçalardan oluşuyordu. İleriki çalışmaları Voice of America (1980), Red Mecca (1981) de ilk albümlerinin fikirlerini devam ettirdi ancak aynı varoluşsal çöküntü, kaos ve modern çağın absürt insanlıktan çıkışına karşı o ümitsiz direniş havasını o kadar yansıtmıyordu.


Chris Watson’un 1983’de gruptan ayrılıp Andrew M. McKenzie ile birlikte The Halfler Trio’yu kurmasının ardından Mallinder ve Kirk, aynı yıl Some Bizarre/Virgin Records’dan çıkan ‘The Crackdown’ albümleri ile daha 'ulaşılabilir' bir müziğe yönelirler. Soundu parlatıp daha farklı ritmler ekleyerek ticari müziğin gereksinimlerine uyarlama arayışlarına yönelirler. Bu kararları İngiltere albümler listesinde daha üst düzeylere çıkmaları ile ödüllendirilir. 1984’te yayınlanan single'ları ‘’Sensoria’’ ve ‘’James Brown’’ aynı zamanda albümleri Micro Phonies ile (Virgin) Indie listelerinde de yer alırlar hem de yer altı dans sahnesinde de çalınırlar. 

1996’da Mallinder bir röportajında şöyle der “İlk zamanlarımızdaki ses manipülasyonu, teypleri fiziksel olarak kesme, teyp döngüleri yaratma edimi ve diğer herşey güçlü bir şekilde Burroughs ve Gysin’e dayanıyordu: Dada açısından da, Dadaistlerin burjuvaya, savaşa tepkisi  ve kendi pozisyonumuz arasında bir benzerlik vardı, kendimizi popüler kültürden yabancılaşmış hissediyorduk. Sanıyorum o türden tutumlar insanın içinde bir yer ediniyor, ancak şimdi ile ilişkisinden tam emin değilim…’’




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder